Bizim oralarda, ekmek tandırda pişirilir. Köy yerlerinde herkesin evinin bir ucunda tandırlık vardır. Bu tandırlarda pişer çocukluğumun,gençliğimin anne kokan ekmeği...Kışın, metrelerce yağan kara inat saatlerce oynadığımız kış oyunlarımız vardı: çavgirtonek,goga daré gibi... o oyunlar başka bir yazının konusu olsun. Oyundan sonra ıslanan ayaklarımızı, pantolonlarımızı -artık o gün hangi evde tandır yakıldıysa-tandırda kuruturduk.Hele bir de İsmet varsa ooooof...Çünkü İsmet'in heybesi çirok doluydu ve büyük bir zevkle dinlerdik. Çiroklarda geçen klamları,stranları da öyle bir söylerdi ki hepimiz hipnoz olmuş gibi o tandırlıkta çakılır kalırdık.Sırtımız buz kesse de ayaklarımız ve kalbimiz sıcacıktı.

Küçükken çok sık annemin doğduğu ve büyüdüğü eve,dedemin evine giderdik. Dedemlerin bir tandır ocağı vardı. Bizim tandırlıklardan farklı yapılmıştı. Yayvan taşlar çamur harç ile birbirine yapıştırılmış, yuvarlak bir temel üzerinden yükselen ve gittikçe daralan bir yapıydı söz konusu tandırlık. Tıpkı kapalı avlunun tavanındaki gibi bu tandırlığın da bir "kullek"i vardı.Kullek,herhalde Türkçe'ye en sağlıklı çeviri olarak "dam penceresi"olarak çevrilebilir.
Muş'un yetiştirdiği büyük sanatçı Adem Sönmez'in bu harika fotoğrafında kullekten dökülen aydınlık,insanın içine akan bir umut gibi...Ben de bu yazıda size kullekten dökülen bir kısa çirok anlatacağım:
Çobanın biri,sürüsünü dağ-bayır dolaştırıp akşamı etmiş. Köye geldiğinde herkes sürüdeki hayvanlarını alıp ağıla götürmeye başlamış. Yaşlı bir kadın çobana yaklaşarak "Allah belanı versin çoban. Benim tek keçimi de sen sağıp beni sütsüz bırakıyorsun."demiş. Çoban, öğlen yemeği için sağdığı sütü düşünmüş. Ama kadının keçisini sağmadığından eminmiş. Ertesi gün kadın yine aynı hiddetle çobana bağırıp çağırmış.Ama çoban yine o keçiyi sağmadığından eminmiş.
Ertesi gün,çoban sürüsünü önüne katmış ve köye doğru yaklaşmışlar. Çoban bir yandan da o yaşlı kadının keçisini izliyormuş. Tam köye yaklaşmışlar ki keçi sürüden ayrılmaya başlamış. Çoban keçiyi takip etmiş.Keçi,bir mağaraya girmiş.Mağarada dişleri dökülmüş yaşlı bir kurt varmış. Keçi kurda yaklaşmış ve kurt keçinin memelerini emerek karnını doyurmuş.Çoban bütün olan biteni büyük bir dehşetle izlemiş. Keçi mağardan ayrılarak koşup sürüye yetişmiş.
Çoban sürüyü köye doğru sürmüş. Köye geldiklerinde köylülere "ben artık çobanlık yapmayacağım.Yarından itibaren kendinize bir çoban bulun."demiş.Köylüler neyse de çobanın karısı çok şaşırmış.Kocasına "yahu deliridn mi,biz nasıl geçiniriz? Ne yer içeriz,düşündün mü?"demiş. Kocası büyük bir kararlılıkla çalışmayacağını söylemiş. "Allah verirse kullekten verir." deyip duruyormuş. Kendi kendine "o yaşlı kurdun rızkını o mağaraya gönderen Allah,benim de rızkımı kullekten verir."diye söyleniyormuş.
Bir gün çobanın karısı,evde birşey kalmayınca "bir tandır yapıp satayım da bir kaç günlük zahire edineyim."diye yola çıkmış. Köye yakın bir yerde, tandır yapmak için gereken kırmızı toprağı bulmuş ve kazmaya başlamış.Birden bir küp görmüş o kırmızı toprağın içinde...Kapağı açtığında küpün çil çil altın ile dolu olduğunu görmüş.Koşarak eve gelmiş. "koca,kalk kalk!Allah verdi.Bir küp altın buldum.Haydi gidip alalım."demiş.Ama koca oralı olmamış."Allah verirse kullekten verir." demiş. Kadın kocasını ikna edemeyince, en güvenebileceği kişiye(!) imama gitmiş. İmama altınlardan bahsetmiş. "Eğer benimle gelirsen altınları bölüşürüz."demiş.Beraber gidip küpü bir çuvala koymuşlar. İmam,artık karanlık çöktüğünü ve kadının sabah gelerek payına düşen altınları almasını söylemiş. Kadın da imama güvendiğinden evine gitmiş. İmam,eve varır varmaz eşyalarını toplamış.Altınları da alıp kaçmak için hazırlanmaya başlamış. Ama şu altınları bir görmek istediğinde ne görsün:Küpün içi yılan,çiyan ve akrep ile doluymuş.İmam,kadının kendisini kandırdığını söylenerek çok kızmış. Küpü aldığı gibi, çobanın evinin damına gelmiş. İçi yılan,çiyan ve akrep dolu küpü damdaki pencereden yani kullekten dökmüş aşağı.O sırada uyuyan çoban ve karısı gözlerini açtıklarında kullekten çil çil altınların döküldüğünü görmüşler. Çoban: "Kalk kadın kalk. Ben sana demedim mi Allah verirse Kullekten verir."
Allah herkese yüreğinden geçenleri kullekten versin....Mutlu bir yıl dileği ile yeni yılınızı kutluyorum.
bilmeyenler için
çirok:Kürtçe bir kelime,masal demektir.
klam: çiroklarda geçen şarkı.
çavgirtonek:saklambaç.
goga daré:sopa topu(beyzbola benzer.tv görmeyen çocukluğumda bu oyunu amerika'dan binlerce km ötedeoynuyor olmamız da acayip ha!)